bu şehri sevmek...
24/7/2007 · Kategori: lal
yokluğuna düşen her hasret gecesinde
'özlemlerin çivisi çıkıyor bende'
özlüyorum...
her soluk, bir alev oluyor yokluğunda,
her gece yangın çıkıyor İstanbul 'da...
bu şehri sevmiyorum artık;
tıpkı beni sevmediğin gibi...
mavilale
Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!
Keşke..
22/7/2007 · Kategori: kursun yerine

bazen diyorum ki keşke geri dönebilsen bana...
unutup herşeyi seninle olabilirim yeniden...
seninleyken zaten herşeyi unutuyorum ben...
bazen diyorum ki keşke farklı bir zamanda
farklı yerlerde karşılaşmış olsaydık...
başka biri olsaydın sen...
şimdikinden farklı...
ama içimde belkide çok az insanın farkettiği o çocuk varya;
işte o durmalı...
ben onu seviyorum...
...
bazen diyorumki hayat savursa bizi başka yerlere...
ama sonunda yine kavuşsak...
daha olgun çıksam karşına...
Sende sevmeye hazır çıksan...
tüm yaşadıklarından sıyrılmış çıksan...
çıksan gelsen bana...
bana gelmek için çıkmış olsan yola...
varmak istediğin olsam...
varırsan bırakamıyacağın olsam...
o kadar acımasız ki bu aşk...
o kadar zor ki sensizlik...
hele ki yanımda dururken, gözümün içine bakarken,
elimi uzatsam dokunabilecekken hiçbirşey yapamamak...
herşey, heryer seninle bu kadar doluyken yaşamak...
yaşamaya çalışmak...
boğuluyorum...
seni özledim...
...
(ç)alıntı
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
an'lamak...
21/7/2007 · Kategori: kursun yerine

anladım ki;
kendi yağmurunda
ıslanmalı...
Seni, sana bağlayan bir gece daha..
Yağmur yağıyor, gittiğin günki gibi şiddetiyle…
Gözyaşlarımla dansediyor damlalar…
Yoruldum…
Bugün son!
Senli bir gece daha olmayacak!
Çık düşüncelerimden…
Çık yağmurlarımdan..
Çık gecelerimden…
Durdurdum zamanı…
Sen gidene kadar, açmayacağım gözlerimi!
Sensizliğe susamış ruhum…
Sensizliğe acıkmış yüreğim…
Ne çok senli geçmiş dünler…
Bir okadar sensiz geçmeli yarınlar…
Eşit olmalısın bende sen!
Varlığına eşit olmalı yokluğun...
Sonsuz bir yokluk sende varolan...
İşte, işte ben o sonsuz direnişe karşı, tüm yarınlarımı sensizliğe adadım...
Hadi şimdi çek git…
Bir sebebin kaldı mı ki?
izin vermeyeceğim, yüreğimde bir kez daha can bulmana…!
Benim sana dair bir sebebim var…
Daha önümde sensiz geçirilecek yıllarım var…
(ç)alıntı
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
Dilimi değdirdiğim yere kalbim yetişir mi?
21/7/2007 · Kategori: kursun yerine

Korkuyorum. Dilim kolayca dolanıyor süslü kelimelere.
Büyük laflar damağımın her yanına yapışmış gibi.
Dudağımdan sözler yâr yüzünden düşen yaşmak gibi kayıveriyor göğe.
Göğsünde taşıdığını bilmiyor gibi, içinde büyüttüğünü tanımıyor gibi heceler. Ayrılık sözleri dilimden eksik olmuyor.
Ölümü sıkça anıyorum belki.
Hasret, hüzün, keder, sızı, sancı, ağrı, ölüm, ayrılık, özlem birer kelime sadece...
Dile dokunduğunda acıtmıyor, kulağa vurduğunda can yakmıyor.
Bunlar sözler, sadece sözler, sadece sözler.
Ağzımda kolayca yankılanıyorlar. Bir çok kulağa çarpıyorlar.
Belki bir kaç kalbe de iniyor. Havada asılı duruyor sesler.
Harflerin zincirine tutunuyor sözler.
Dört harf “ölüm ve sadece iki hece.
“Ölüm” derken, kelimenin tam ortasında dil damağa değiyor.
Bitirdiğinde dudak dudağa kavuşuyor.
“Ölümmmm.. Buluşuyor dil ve damak. Isınıyor dudaklar, kavuşuyor.
Kolay ölüm... bu kadar kolay.
Demesi kolay..
Ya olması ölümün.
Ya dudakları soğutması.
Eşiğinde durmak son nefesin nasıl bir tükenmişlik.
Nice bir yangındır ömrün bir nefese daha yetmemesi..
Ölümün kendisini ruhunla hecelediğin oldu mu?
Ayrılığı kıvrana kıvrana içtin mi hiç?
Hasretin tam ortasında kala kalıp zamanın
kırık cam parçaları gibi gırtlağına battığını hissettin mi?
Korkuyorum. Yalancı olmaktan korkuyorum.
Dilimi değdirdiğim yerlere kalbimi yetiştirememekten korkuyorum.
Dudaklarıma vuran sözlerin tenimde iz bırakmadan savrulması
yalancı eder mi beni?
Ya herşeyimi yitirmiş ve geriye sadece sözlerim kalmışsa?
Kuru sözler, boş sözler, süslü sözler, içinde kalp olmayan kalp sözler...
Ölümün yüzüne yüzünü değdiren ne çok yüzler oldu.
Güldü mü ölüm onların yüzüne?
Gözleri ölümün gözleri olunca neyi gördüler?
Hangi hasretler koşuştu dudaklarına?
Yarınlar var diye yarım kalmış işler,
sonra söylerim diye söylenememiş sözler,
sırası değil diye gecikmiş sevmeler ölümün eşiğinde kimbilir nasıl haykırdı?
Ölüm anında susan dudak söyleyeceklerinin hepsini söyleyememişti.
Ölümün kollarında açık kalan eller, sahip olunacakların hepsini bitirmiş miydi?
Sözleri yok ölümün. Ne söylüyorsa gözleriyle söylüyor.
Bir ölünün gözlerine yığıyor tereddütlerin hepsini.
Sessizce iniveren kirpiklerin ucuna savuruyor geç kalmışlıkların hepsi.
Sanki ruhunu dudakları arasındaki ince çizgiye biriktirmiş gibi ölümler,
hem hiç konuşmuyor hem hep konuşuyor.
Hayat gibi değil ölüm. Az konuşuyor. Heceleri sessiz. Sözleri keskin.
Benim gibi sözlere tutunma sevdası yok ölümün.
Ömür boyu suskun.
Bir kez konuşur ve konuştuğunda en büyük sözünü söyler.
Ne kadar konuşsam ve yazsam, ancak ölümün sözünü ederim.
Ölümün sözü, ölümün kendisi değil.
Bir beden ki, ölümün kırık hecesidir her daim.
Hücre hücre ölüme yazgılıdır içinde yürüdüğüm bu gövde.
Zamanın her “tik-tak”ı uzaklıkların sinsi habercisidir;
çatlaklar açar aramızda, içimizde.
Hayat, aslında hep ölümü anlatır dinleyene.
Hayat ölümle berbat olsun diye değildir bu.
Ölümün eşiğinde yaşanan bir hayat daha çok anlam arar kendine,
daha çok heyecan bulur da o yüzden.
Ölümü bilirsen çerçeve çizersin kendine.
Bildiğin, beklediğin bir son varsa, hayatı som bir altın gibi işlemeye koyulursun. Ucunu açık sanırsan, oyalanmaya durursun,
hoyratça savurursun,
oyuna dalarsın.
Rüyanın rüya olduğunu bile unutacak sahte bir uyanıklık içinde uyursun. Uyanamazsın.
Buraya yazıyorum: en güzel, en içten yazımı öldüğümde yazmış olacağım..
En sahici nasihatimi, en umulmadık haykırışımı cenazem söyleyecek sana.
Hayata nokta koyduğumda yüreğine çelikten sözler dikmiş olacağım.
Çelikten sözler..
Ezsen de unutkanlığınla, kalbinin odacıklarında
bir yerde suskun bir tohum gibi patlamayı bekleyecek.
Hiç beklemediğin anda çiçekler açacak, buruk meyveler sunacak.
Sen sus ey ölüm.
Ben sana hece hece yaklaştıkça, sen bigâne kal.
Ben kelimelerle yoluna tuzak kurdukça, sen suskunlukların ardına kaç.
Ben ele avuca sığdırmaya çalıştıkça seni, sen perdeler ardına saklan.
Sen sus ki, bana söz söylemek kalsın.
Yalan sözler.
Kuru sözler.
Ağız dolusu.
Dil bulaşığı.
Yüreksiz sözler.
Sözler kalsın.
Yalanı dilimden uzak eyle Rabbim!
senai demirci
***yalanı dilimden, ömrümden ve ahirimden uzak eyle RABBİM!***
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
şems'ini arayan tennure...
12/7/2007 · Kategori: kursun yerine
bilirim
bir eski masaldır
sevdiğini uzaklara göndermek
çocuk gözlerinde yitirmek
kavgasını savruk düşlerin
ve
bilirim
yazgısı olur
yazdıkları insanın
abdulvahap ballı
Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!
« Önceki ::

